E - RANDEVU

Randevumu sistem üzerinden kendim almak istiyorum.

RANDEVU AL

Randevumu talebim için aranmak istiyorum.


Lütfen bekleyiniz.. * işaretli alanlar boş bırakılamaz. * işaretli alanlar boş bırakılamaz. Formunuz başarılı bir şekilde gönderilmiştir. Hata oluştu lütfen tekrar deneyiniz.

Alkol ve Madde Bağımlılığında Yeme Bozuklukları

Yeme bozuklukları olan hastalarda alkol ve madde bağımlılığı oldukça yaygın bir şekilde görülmektedir. Pisetsky ve arkadaşları tarafından 2008 yılında gerçekleştirilen araştırma çalışmasında, anoreksiya nervoza bozukluğu olan hastaların %12-18'de, bulimiya nervoza bozukluğu olan hastaların da %30 ile %70'de alkol ve madde kullanım bozukluğunun olduğu görülmektedir. Özellikle alkol ve madde bağımlılığı olan kadın hastalarda yeme bozuklukları yaygın görülen bir psikiyatrik rahatsızlıktır. Yapılan çalışmalarda; yeme bozukluğuna ya da madde kullanım bozukluğuna sahip olan kadınlarda bu hastalıkların birlikte görülme sıklığının, bu tür problemlere sahip olmayan kadınlara oranla dört kat daha fazla olduğu gözlenmiştir.  Örneğin bir çalışmada, kontrolsüz yeme ve kusma davranışlarının birlikte görüldüğü bulimik kadınların %30‘unda haftada en az bir kez alkol, sigara ve esrar kullanımının olduğu görülmüştür.

Sigara, kafein ve alkol bağımlılığı yeme bozukluklarına en sık eşlik eden bağımlılık patolojileridir. Bunun yanı sıra alkol bağımlılığı illegal madde kullanımına oranla yeme bozukluklarında daha yaygın bir şekilde görülmektedir.  

Alkol ve madde bağımlılığı ile yeme bozuklukları benzer ruhsal, fiziksel ve davranışsal özelliklere sahip olup bir arada göründüğünde oldukça olumsuz bir klinik gidişata sahip olmaktadır. Kalori kısıtlamalarının ve kusma davranışının şiddeti bu iki rahatsızlığın komorbiditesini öngören iki temel klinik belirtidir. Anksiyete, depresyon, intihar, çocukluk çağı travması, ailede psikiyatrik geçmiş, B tipi kişilik özellikleri, kompulsif davranışlar, duygu düzenleme güçlüğü ve mükemmeliyetçilik, yeme bozukluklarında ve madde bağımlılığında ortak görülen yaygın semptomlar ve etiyolojik faktörlerdir.

Özellikle bulimiya nervoza ve kompülsif yeme-çıkarma örüntüleri olan hastaların duygu düzenlemede ve dürtü kontrolünde yaşadıkları ciddi zorluklar nedeniyle madde kullanımına yöneldiği ve bu durumun bağımlılık şiddetini arttırdığı görülmektedir. Bu nedenle kusma davranışıyla alkol ve madde kaymaları arasında güçlü bir ilişki bulunmaktadır. Kontrolsüz yeme ve kusma davranışlarının baskın olduğu anoreksik ve bulimik hastalarda alkol, madde ve sigara bağımlılığı, kısıtlayıcı yeme örüntülerine sahip anoreksik ve bulimik hastalara göre daha yoğundur.

Yeme bozukluğu olan bireylerde alkol ve madde kullanımı; saldırganlığın ve öfkenin dindirilmesi, rahatlama, ortamdan uzaklaşma ve yemek yemeden kaçınma işlevi görmektedir. İşlevsel başa çıkma stratejilerinin yokluğunda alkol ve madde kullanımı stresle ve sorunlarla baş etmede bir sığınak olarak görülmektedir. Bir self-medikasyon olarak alkol ve madde kullanımı özellikle anoreksiya nervozada ciddi yaşamsal riskler doğurmakta ve bu nedenle acil tıbbi tedaviyi gerektirmektedir.

Yeme bozukluklarına özgü spesifik bir farmakolojik tedavi bulunmamakla birlikte bazı antidepresanlar, antipsikotikler, opiyat antagonistleri ve duygu durum düzenleyicileri, psikiyatri hekimleri tarafından tedavi amaçlı kullanılmaktadır. Ancak yeme bozukluğu ile alkol ve madde bağımlılığı birbirini karşılıklı olarak etkilediği için tedavi formülasyonlarında sadece bir hastalığa ağırlık verilmesi, diğer hastalığın kronikleşme riskini artırmaktadır. Örneğin, yeme bozukluğunun iyileşme sürecinde kişi alkol, madde ya da işlevsel olmayan baş etme stratejilerine başvurarak yeme bozukluğunu tetikleyen duygulardan ve olaylardan uzaklaşmaya çalışabilmektedir. Bu nedenle yeme bozukluğu ile bağımlılık tedavisinin birlikte yürütülmesi tedaviden olumlu sonuçlar elde edilmesine yardımcı olmaktadır. Öte yandan, bu süreçte psikofarmakolojik tedaviler tek başına yeterli olmamaktadır. Bu nedenle klinik çalışmalarda ilaç tedavisi ile psikoterapinin eş güdümlü olarak yürütülmesi en etkili tedavi yöntemi olarak görülmektedir. Özellikle aile odaklı psikoterapi, bilişsel davranışçı terapi ve kişiler arası psikoterapinin, her iki bozuklukta relaps riskini önleyebildiği görülmektedir.

Uzm. Kl. Psk. Fırat Akdeniz

PAYLAŞ