Genel Bilgiler

Bağımlılık nedir?

Bağımlılığı bağımlı kişilik ve bağımlı davranış olmak üzere ikiye ayırmak gerekiyor. Bağımlı kişilik başka bir nesneye, kişiye veya herhangi bir şeye bağlı olan ve onsuz yaşayamadığını düşünen bir kişilik tipidir. Bağımlı davranış ise belli bir davranış tipine, belli bir eyleme bağımlı olan, yani onu sürekli yapmak isteyen ve gittikçe daha fazla yapmak isteyen kişilerin göstermiş olduğu davranıştır. Bağımlıyı bağımlı kişilik olarak ele aldığımızda bir kişilik özelliğidir. Bu özelliğe sahip olan kişiler bir kişiye bağımlı olur ve o kişi olmadan yaşayamayacaklarını düşünürler. Bazen karşıdaki kişiye zarar verecek kadar sürekli onunla beraber olmak isterler. Bunlar mesela gündelik hayatta karşımıza çıkan “ya benimsin, ya toprağın” mantığı içinde davranışta bulunan kişilerdir. Çünkü kendilerinin karşıdaki kişi olmadan, bağımlı oldukları kişi olmadan hayatta kalamayacaklarını ve hayatta kalasalar bile bunun pek anlamının olmayacağını düşünürler. Bağımlı davranışın ise bir takım temel özellikleri var. Bunlardan bir tanesi de sürekli tekrar edilmesi ve tolerans sınırının yükselmesidir. Dolayısıyla bağımlı davranışta bulunan kişiler de yapmış oldukları davranışlara tolerans göstermeye başlarlar ve gittikçe daha fazla o şekilde davranmaya başlarlar. Örneğin sigara bağımlılığı, sürekli olarak sigara içme isteği ve gittikçe daha fazla sigara içme isteğiyle koşullanmış olan sigarasız yapamayacağını düşünmek gibi duygu ve düşüncelere yol açan bir davranıştır.

Bağımlılığın belirtileri nelerdir?

Sürekli olarak aynı davranışta bulunmayı istemek, bağımlılığın en büyük belirtilerinden birisidir. Bağımlı davranış olarak düşünecek olursak, sürekli olarak sigara içmeyi istemek bağımlılığın bir işaretidir. Bağımlı kişiler, gittikçe bu özellikleri geliştiriyor ve tolerans sınırlarını genişletiyorlar. Dolayısıyla gittikçe daha fazla içme ihtiyacı duyuyorlar. Onsuz olamayacaklarını hissediyorlar. Onsuz yapamayacaklarını düşünüyorlar. Dolayısıyla onsuz olduğu zaman yoksunluk belirtisi gösteriyorlar. Madde bağımlılığı veya sigara bağımlılığı konusunda genellikle yoksunluk belirtileri şunlardır: Kaygılanma, sinirlenme, hırçınlaşma, hızlı nefes alıp verme, ellerde terleme gibi.

Tiryakilik ile bağımlılık arasında bir fark var mıdır?

Bağımlılık dediğimizde genelde olumsuz bir durumdan bahsediyoruz. Fakat gündelik kullanımda, toplumda tiryakilik sanki biraz daha iyiymiş, biraz daha sorunsuzmuş gibi değerlendiriliyor. Mesela çay tiryakisi veya dudak tiryakisi derken, sanki bir bağımlılık değilmiş, daha sorunsuzmuş gibi bahsediliyor. Oysa özellikleri itibarıyla baktığımızda tiryakilikle bağımlılık arasında hiçbir fark yoktur. Her ikisinde de aynı davranış kalıpları var. Her ikisinde de kişi, davranışı tekrarlama eğilimi gösteriyor. Her ikisi de kişi, bir süre sonra yoksunluk belirtisi göstermeye başlıyor. Her ikisinde de kişiler, bir süre sonra gittikçe daha fazla tolerans geliştirmeye başlıyorlar. Sonuç olarak aynı şeyden bahsediyoruz.

Bağımlılık yapan maddeler sadece kullanan kişilere mi zarar verir?

Bazı gençler kullandıkları maddenin sadece kendilerine zarar verdiğini, kendi özgürlükleri olduğu için bunun başkalarını ilgilendirmeyeceğini düşünüyorlar. Oysa madde kullanımı, aslında tüm dünyada, küresel anlamda bir toplumsal problem olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü sonuçta buna bir beyin hastalığı diyoruz. Bu aynı zamanda kullanım davranışı nedeniyle şiddet davranışlarını artırıyor. Ülkedeki suç oranlarını artırıyor. Farklı riskli davranışları içerisine girmelerine sebebiyet veriyor ve bu riski artırarak kolaylaştırıyor. Öte yandan aynı zamanda ülke ekonomisini de ciddi anlamda bir zararı oluyor. Bu maddeleri kullananlarda bir hastalık meydana geldiği için kullanıcıların yatarak ya da ayaktan tedavi görmesi gerekiyor ki, bu giderler artıyor. Bu kişi suç süreci içerisine girdiği için aynı zamanda ceza adalet sistemi içerisinde ciddi bir bütçe kaybına sebebiyet veriyor.

Bağımlılık yapıcı maddeler sadece kullanana mı zarar verir?

Bağımlılık yapıcı maddeler sadece kullanana zarar vermez. Öncelikle ailesinden başlayarak arkadaş grubuna, arkadaşlık ilişkilerine, hatta kendi sosyal çevresine tamamıyla zarar verebilir. Şöyle ki; evde, aile içinde bir bağımlımız varsa aile içindeki diğer kişilerin bundan hiç etkilenmeden hayatına devam etmesi kesinlikle mümkün değildir. Zira bağımlı kendi psikolojik ve bireysel durumundan hareketle hayatın akışı içerisinde çevresini, anne babasını, kardeşini, ev ilişkilerini etkiler. Mesela ev ilişkilerinde mutlaka huzursuzluk baş gösterir. Bunun dışında eve giriş çıkış saatleri değişir, yeme ilişkileri değişir, harcama ilişkileri değişir. Ve evin rutinde akan bütün sosyal ilişkilerinde ve toplum ilişkilerinde bir uyumsuzluk hali ortaya çıkar. Eğer bağımlı, arkadaşlık ilişkilerinde bu süreci devam ettirirse, bağımlı olmadan önce sahip olduğu arkadaşlık ilişkilerini hızla kaybeder ve bağımlı arkadaş çevreleriyle takılmaya başlar. Bu da kendi içerisinde aslında bir bağımlılık alt kültürü oluşturur ki biz her bağımlılık sürecinde bağımlıların, bağımlılık yapan maddeler yanında, bağımlılık yapan arkadaşlarla ve bağımlı arkadaşlarla takıldığına, vakit geçirdiğine tanık oluyoruz.

Sadece zayıf karakterli ve/veya davranış problemi olan bireyler mi bağımlı olur?

Böyle bir genellemeye gitmek biraz zor. Evet, zayıf karakterli diye ifade ettiğimiz, kendi sorunlarını üstlenmekten kaçınan kişilerin bağımlı olma ihtimalleri daha yüksektir. Ancak her zaman böyle bir genellemeye gitmek doğru değildir. Çünkü bazen güçlü karakterli olduğunu düşündüğümüz insanlar da bağımlı olabiliyorlar. Ancak özgüvenleri düşük olan, kendilerine çok fazla saygı duymayan kişilerin bağımlı olma ihtimalinin bir miktar yüksek olduğunu da belirtmek gerekir.

Çocuklarımızı madde, alkol ve sigaradan nasıl uzak tutabiliriz?

Sağlıklı yaşam becerilerini geliştirerek, çocukları destekleyerek, onlarla daha fazla vakit geçirerek, yaşamları hakkında fikir sahibi olarak ve yaşlarına uygun doğru önleyici bilgiler vererek çocukları bağımlılıktan uzaklaştırmak mümkündür.

Bağımlı kişilik yapısına zemin hazırlayan aile yapısı nasıldır?

Bağımlılığın ilk örneği anne ile çocuk arasındaki bağımlıktır. Dolayısıyla annelerin çocuklarına karşı fazla, aşırı bağımlılık göstermeleri çocukta da buna karşı bağımlılık örüntüsünü geliştirebilir. Anne babalar çocuklarına kendi başlarına ayakta durabildikleri ortamlar oluştururlarsa, böyle bir yaşam biçimi geliştirmelerini sağlarlarsa çocukların bağımlılık geliştirme ihtimalleri azalır. Ancak çocuk herhangi davranışında, herhangi bir şey yapmak istediğinde etrafındakiler onun isteklerine hemen cevap vermeye koşuyorlarsa bir süre sonra bağımlılık geliştirecek demektir. Bugün anne babasına bağımlı olan çocuk, yarın karşı cinsten birine bağımlı olur. Başka arkadaşlarına bağımlı olur. Dolayısıyla anne babaların davranışları çocukların bağımlılık geliştirmelerinde önemlidir. Çocuklarımıza özerk olmayı öğretmek zorundayız. Kendi başlarına ayakta durmayı öğretmek zorundayız. Bunun için de aynı zamanda bizim çocuklarımıza karşı olan bağımlılıklarımızı da dizginlemek veya denetlemek zorundayız. Çocukların kendi başlarına özerk bir hayat kurmasına izin verebilmek gerekir.

Sadece zayıf karakterli, problemli çocuklar mı bağımlılığa meyillidir?

Zayıf karakter dediğimiz durumu tespit etmek çok fazla mümkün değil. Bir kişinin bağımlılığa bulaşmasında problemli aileler elbette bir risk faktörüdür. Ama bağımlılıkla alakalı bildiğimiz, temel bir gerçek şudur: Bağımlılık herhangi bir sosyal rolle ya da sınıfla alakalı değildir. Yani bir insan zengin de olsa fakir de olsa, bir insan okumuş da olsa okumamış da olsa, bağımlı olabilir. Şayet riske götüren faktörlere dikkat etmezse hangi mesleğe ve sosyal role sahip olursa olsun, hangi sosyal sınıfa dahil olursa olsun, o insan bağımlık alakalı risk altındadır.

Hangi ebeveyn tutumları madde/alkol/sigara kullanımına zemin hazırlar?

Sınır koyamayan, baskıcı ebeveyn tutumları, çocuğunun nerede ve kiminle ne yaptığını bilmeyen ebeveynler, gereğinden fazla sınır koyan ama gereğinden fazla baskı yapan ebeveynler. Yani iki uç da aslında bağımlılık açısından zararlıdır. Çocuğun sınırları bilmeye ihtiyacı vardır. Neyi, neden yaptığını bilmeye ihtiyacı vardır. Ama bazı durumlarda da sınırların esnemesi gerekir. Bu anlamda sınırlar ve kurallar esneyebilir ama deliksiz olmalıdır. Çok katı tutum işe yaramayacağı gibi, çok geniş tutumlar da bağımlı için risk faktörüdür. Bir atasözü vardır hani, “azı karar çoğu zarar”. Hakikaten orta kararda gidildiği zaman en azından bağımlılık için ailesel risk faktörleri ortadan kalkmış olur. Ama tabi çocuğun bağımlılıkla tanışması açısından kaotik aileler, bağımlılığı olan ebeveynler her zaman bir risktir.

Aileler çocuklarını bağımlılıktan uzak tutmak için neler yapmalıdır?

Ebeveynlerin doğru rol modelleri olması lazım. Ebeveynlerin alkolik olmaması yetmez. Çünkü zaten alkolik bir ebeveyni çocuk rol model almaz. Aksine, bu şekilde büyüyen çocukların alkolden daha çok nefret ettiklerini biliyoruz.  Ancak ailenin içinde alkolün çeşitli vesilelerle bir eğlence aracı olarak sık kullanılması, alkolün çok güzel bir şey olarak sunulması, bir kültür olarak bunun çocuğa verilmesi o çocuğun da alkol kullanmasını kolaylaştırır. Ve eğer genetik bir yatkınlığı varsa veya daha ileriki dönemlerde yaşayacağı bir takım streslerle, sorunlarla bu bir bağımlılığa dönüşebilir. Öte yandan ebeveynin çocuğuyla iletişimi de çok önemli. Ebeveyni ile iletişimi bozuk olan gençlerde; mesela çok aşağılanan, hor görülen, hiçbir yaptığı beğenilmeyen, sürekli eleştirilen çocuklarda alkol ve uyuşturucuya yönelmeyi sık görüyoruz. Bunun tam tersi çok fazla şımartılan, hiçbir sınır konulmayan, ne zaman geldiği-gittiği belli olmayan daha küçük yaşlardan itibaren çok geç saatlerde dışarıda kalmasına kontrolsüz bir şekilde izin verilen gençlerde de yine bu tehlike çok fazla. 

Yasaklar merak uyandırarak insanlar üzerinde ters bir etki yapabilir mi?

Bazen yasak tam tersine bir etki yapar. Yasakladıkça insanlar üstüne giderler. Dolayısıyla bir şeyin yasaklanabilmesi için bir takım şartların oluşması gerekiyor ki, devletlerin veya toplumların bu şartların oluştuğuna karar vermeleri gerekiyor. Asıl önemlisi, zaten kişiler merak etmişlerse ve siz onu yasaklamışsanız, o kişiler bunu daha fazla merak etmeye başlayacaktır. Bu durumda daha fazla yaygınlaşmasını sağlamış olursunuz. Bu yüzden yasal düzenlemeler, genelde davranışlardan sonra gelişir. Önce insanlar tiryaki olurlar, sonra yasal düzenlemelerle o tiryakilik yasaklanmış olur. Önemli olan yasaklarla veya dış baskılarla insanların herhangi bir davranıştan vazgeçmeleri değil, kendi içsel dirençleriyle bundan vazgeçmeleridir. Eğer insanlar kendi içsel dinamikleriyle bağımlıktan kurtulmayı başarabilirlerse, bağımlı olmayabilirler. Sırf yasal zorunluluktan dolayı bağımlı olduğu bir maddeyi veya davranışı bırakan kişi, bir süre sonra başka bir maddeye bağımlılık geliştirebilir. Bağımlılıktan kurtulmanın yolu içsel direnci geliştirmektir, içsel dinamikleri harekete geçirmektir. Bu yüzden yasal düzenlemeler ancak içsel dinamikleri harekete geçirebildikleri ölçüde sağlıklıdır ve doğru bir davranış olur.

Ebeveynler çocuklarının bağımlı olduğunu nasıl anlarlar?

Ebeveynler çocuklarının bağımlı olduklarını birçok yöntemle anlayabilirler. Bazı durumlarda çocuğun odasında maddeyi, sigarayı bulurlar. Bazı durumlarda çocuğun üstündeki kokudan anlarlar. Bazı durumlarda çocuk eve sarhoş gelir ve buradan anlarlar. Ama tabi, bu ebeveyn için ilk büyük şoktur genellikle. Ve ilk tepkileri de reddetmek olur.

Bağımlılığın tedavisi mümkün müdür?

Bağımlı kişilik olarak baktığımızda tedavisi biraz daha zordur ama imkânsız değildir. Bağımlı davranış olarak ele aldığımızda ise tabi ki mümkündür. Bizim genel olarak insan anlayışımız insanın kendi davranışlarını değiştirebileceği yönündedir. Bu yüzden de bağımlı davranışa da sahip olsa, bağımlı kişiliğe de sahip olsa biz insanların davranışlarını değiştirebileceğini düşünürüz. Davranışlarını daha iyiye yönlendirebileceğini düşünürüz. Kişinin herhangi bir bağımlılığı varsa, bu bağımlılıktan bir şekilde kurtulması, bu bağımlılıktan kurtulması için çaba göstermesi, her şeyden önce de ümidini kaybetmemesi gerekir. Yani bağımlılık bir kader değildir. Dolayısıyla kişiler eğer isterlerse, eski terimle hazmederlerse, bağımlılıktan kurtulabilirler. Başlangıçta bir nesneye veya bir kişiye karşı gösterilen bağımlılık daha sonra onlarla daha sağlıklı ilişkiler biçimine dönüştürülebilir. Bu bazı durumlarda zordur. Yani kişinin bağımlı davranışla başa çıkması biraz daha kolayken, bağımlı kişilikler psikolojik danışma veya psikoterapi gibi psikolojik bir desteğe ihtiyaç duyabilirler. Bazı durumlarda tedavi edilmesi gereken bir takım rahatsızlıklarla karşı karşıya kalınabilir.

Bağımlı bireyin tedavisi, sadece bireyin isteğiyle mi yapılmalıdır?

Bağımlılık tedavisinde bireyin isteği, motivasyonu tabi ki önemlidir. Ancak bunu sağlamak için çevrenin tutumları da önemlidir. En sık yapılan hata şudur: Kişinin çevresindekileri ya da ailesi o kişinin alkol ya da uyuşturucu kullanımına bağlı olarak yaşadığı sorunları kapatırlar, telafi ederler, o kişinin arkasını toplarlar. Daha sonra da ona “içme, kullanma” derler. Böyle bir durumda, o kişi keyfini yaşıyor, diğer kişiler de kahrını çekiyordur. Bu tip bir durumda o kişi alkol ya da madde kullanmayı bırakmak istemez. O nedenle bu durumdaki kişilerin alkol ya da madde kullanımının olumsuz sonuçlarıyla direkt olarak yüzleşmesine izin vermek gerekir. Örneğin alkol alan birisi dışarılarda sızıyor, onu evine yakınları getiriyor, oraya buraya kusuyor ve sabah o kişi bunları doğru düzgün hatırlamıyor bile. Ve çevresindekiler sürekli “alkolü bırak” diyorlarsa bu genellikle faydalı olmaz. Ama onun yerine, bu türden şeyler başına geldiği zaman kızmadan, darılmadan, o kişiye bağırmadan, önceden söyleyerek, “bak sen bunu, bunları yaşıyorsun ve biz de hep arkanı toparlıyoruz, sana kızmadan söylüyoruz, bak bu senin sorumluluğun, eğer böyle bir şey olursa bir daha bunu yapamayacağız” diyerek ve bu kaç kere tekrar ederse etsin bu kararlılığı sürdürerek o kişinin değişmeye motive olmasını sağlayabilirler.

Bağımlılık tedavisinde yatarak mı, ayakta tedavi mi daha etkilidir?

Bağımlılık tedavisinin mutlaka yatarak yapılması gerekmemektedir. Bağımlılığın şiddeti, kişinin sosyal desteği, psikolojik ve psikiyatrik sorunlarının olup olmaması ya da tıbbi durumuna göre bir karar verilir. Öncelik ayaktan tedavilerdir. Ancak kişinin kullanımı çok yoğunsa, hiç durduramıyorsa, uzun süre ara vermeden kullanıma devam ediyorsa ya da bazı tıbbi sorunlar, psikiyatrik sorunlar gelişmişse ya da ayaktan yapılan tedaviler başarısız kalmışsa o zaman yatarak tedavinin yapılması gerekli

Tedavi sonrası kişi nüksten nasıl korunabilir?

Tedaviyle alkol, madde ve sigarayı bırakan kişilerin tekrar eski duruma dönmemeleri için bağımlı oldukları şeylere karşı isteği tetikleyecek durumlardan, ortamlardan, kişilerden mutlaka uzak durmaları gerekir. Kişinin devamlı canı istemez, aklında yoktur ama tetikleyici bir şey olduğunda o istek birdenbire yeniden canlanır, içinde bir kıpırtı olur. Kullanmamaya kararlı olduğu halde o istek bir kez başladığında mantığı farklı çalışmaya başlar. Bir takım bahaneler üretir. İşte, “bir kereden bir şey olmaz” der. “Zaten ben baştan da bağımlı değildim” der. “Şu kadar aydır kullanmıyorum, bağımlılıktan artık kurtuldum, bağımlı olmadığımı ispatladım, bir tanecik kullanacağım, sonra devam etmeyeceğim” der. Ne yazık ki bir kere başladığı zaman eski haline geri döner. Onun için o ilk tekrar kullanımı engellemek çok çok önemlidir. Bunun için tetikleyicilerden uzak kalınmalıdır. Sözgelimi alkol sorunu olan bazı kişiler, “ben artık içmiyorum,  sadece arkadaşlarla oturuyorum, işte onlar içki içiyorlar ben soda içiyorum, bu şekilde irademi güçlendiriyorum” diyerek kendilerini kandırıyorlar. Aslında o kişiler o sırada kendini durdurabilirler ama o iştah kabarması bir tür şehvet gibi üst üste artan bir etki yapar ve bir noktadan sonra artık kendilerini durduramaz hale gelirler.

Arkadaşım bağımlı ise ne yapmalıyım?

Bu durumlarda paniklemememiz gerekiyor. Öncelikle ne yapmamamız gerektiğini söyleyelim. Kesinlikle bu durumu sıradanlaştırmamamız gerekiyor. Normal görmememiz gerekiyor. Bunun altında onun bireysel hikâyesinden, aile ilişkilerinden ya da bir takım nedenlerden kaynaklı sorunların olduğunu fark etmeliyiz. Dışlamak ya da toptan kabul etmek, ikisi de bizi çözüme götürmez. Mümkünse öncelikle bir uzman desteğine yönlendirmeliyiz. Ailesini tanıyorsak uygun bir dille ailesini bu konuda haberdar etmeliyiz. Bu konuda arkadaşlığım zedelenir, bir daha görüşemem diye bir endişemiz ve sıkıntımız varsa, o zaman arkadaşımızı mümkünse yardım ve destek almaya özendirecek bir süreci işletmemiz gerekiyor. Bu bir psikolog, psikiyatr desteği de olabilir ya da profesyonel anlamda bir AMATEM, ÇAMATEM desteği de. Bunun dışında eğer ailevi bir sorun varsa, aile terapisi işletecek bir süreci var kılabilmek gerekiyor. Kendi arkadaşlığımız dostluğumuz üzerinden tamir edebileceğimiz bir süreç, çözebileceğimiz sorunlar varsa belki bu noktada arkadaşımıza kişisel destekte bulunmalıyız. Ama bir şeyin altını tekrar ısrarla çiziyorum: Eğer arkadaşımızı, dostumuzu çok fazla seviyorsak, ondan etkileniyorsak ve bu konuda kendimizi yetersiz hissedip destek verme noktasında tereddüt halindeysek, kahramanlığa soyunmayacağız. Zira madde bağımlısı bir genç, çevresinde popülerdir, etkilidir. Maalesef bu, arkadaşlık ilişkilerinde böyledir. Bu etkili ve popüler olma durumu bir süre sonra bizim ondan etkilenmemize, onu değiştireyim derken bizim de bir süre sonra hızlı bir şekilde madde kullanıcısına dönüşmemize zemin hazırlayabilir. Zira yaptığımız görüşmelerde “ben arkadaşıma yardım ederken, destek verirken maddeye başladım”, “aslında ben de bilmiyordum ve kullanmıyordum ama arkadaşım kullanıyordu, onu engellemeye çalışırken, onun ortamına dâhil olduktan sonra ben de madde kullanmaya başladım”, türünden edindiğimiz pek çok tecrübe var. Bu sebeple mutlaka ve mutlaka profesyonel bir destek eşliğinde madde bağımlısı gencimizi, arkadaşımızı ikna edebilecek, onun karar verme süreçlerini inşa edebilecek ve onun kararlarını sağlayacak bir süreci işletmeye çalışmamızın doğru olduğunu düşünüyorum.

Gençler madde/alkol kullanmaya zorla mı başlatılıyor?

Gençler alkol ve madde kullanmaya asla zorla başlatılmıyorlar. Çünkü akran ilişkilerinde şöyle bir zemin var. Mesela bir gençlik grubu içinde bazı kişilerin madde, alkol veya sigara kullanıyor olması doğallığında bunları kullanmayan diğer grup üyelerinin süreç içerisinde dışlanmasına, baskı altına alınmasına ya da mobinge maruz kalmasına zemin hazırlayabiliyor. Şöyle ki; özellikle ergenlik döneminde öne çıkmanın, popüler olmanın, bazı farklı özellikleriyle belirgin hale gelmenin gençler arasında yaygın olduğunu görüyoruz. Bunun bir ergenlik dönemi durumu olduğunu biliyoruz. Maddeyle ya da alkolle farklı bir sosyal çevreye kavuşmuş ve kendini farklı gösteren bir grup içindeki kullanmayan gençlerin de bu akran ilişkilerini zedelememek, bu arkadaş grubundan kopmamak adına zaman içerisinde ve süreçle kesinlikle bir maddeye bulaşma eğilimi gösterdiğini görüyoruz. Tabi ki madde kullanılan bir ortamdaki herkes hemen madde kullanmaya başlar diyemeyiz. Ama bunun çok önemli bir potansiyel risk taşıdığını kabul etmeliyiz. Bu sebeple mümkünse evlatlarımızı, gençlerimizi, alkol ve madde kullanılan ortamlardan bir şekilde uzak tutmaya çalışmalıyız. Bunun yanında gençlerin madde kullanmaya yönelecek davranışların bir öncesinde onların farklı sosyallikler kazanabilecekleri ortamları mümkünse hasıl etmeye çalışmalıyız.

Alkol ve madde kullanımı bakımından kadın ve erkek arasında fark var mıdır? Varsa niçin?

Madde kullanımı açsısından, kadın ve erkekler arasında hem bağımlılığa başlama hem de bağımlılıktan kurtulma süreciyle alakalı yapılan araştırmalarda belli farkların olduğunu görüyoruz. Ergen erkekler bağımlılık sürecine çok daha hızlı bir şekilde dâhil olurken, ergen genç kızlar bu sürece daha düşük oranda ve daha geç dâhil oluyorlar. Bir bağımlı alt kültürü anlamında erkeklerin bağımlılık sürecini sürdürmeleri ve doğallığında bağımlılık etkilerini toplumsal ilişkilerde daha fazla hissettirmeleri daha yaygın ve daha net görülen bir durumdur. Oysa bir bayanın gerek bir bağımlı alt kültürü oluşturma gerekse bunu devam ettirme noktasında daha kısıtlayıcı bir imkâna sahip olduğuna tanık oluyoruz. Fakat yaklaşık 7-8 yıldan beri, özellikle alkol sektörünün reklam amaçlı çalışmalarının bayanlar üzerinde yoğunlaştığına tanık oluyoruz. Bu anlamda araştırmalardaki oranların da zaman içerisinde değiştiğine tanık oluyoruz.